Zaman kavramı ifade eden
kelimelerden (ki zaman da vakit de Arap'çadır) saat, dakika, saniye, sene, devir, müddet Arapça'dır: hafta ise Farsça.
Siyasî ve sosyal
hayatımızla ilgili kelimelerden siyaset,
devlet, vatan, millet, halk, cumhuriyet, hükümet, meclis, milletvekili, idare,
maliye, asker, harp, evkaf, amiral Arapça'dır.
Kalem, kitap, defter, matbaa, harf, mürettip ve tashih Arapça,
kâğıt ise Farsça'dır.
Beyaz, kırmızı, esmer, zeytunî telâffuz ve mâna
bakımlarından bazı değişikliklere uğramış Arapça kelimelerdir. Siyah, lâcivert, pembe ve al ise Fars'çadır. Kahverengi ise biri Arapça diğeri
Farsça iki kelimeden oluşmuştur.
Kafa, kalp, sîma, beden, vücut ve ruh Arapça'dır. Endam,
çehre, sîne ve can ise Farsça.
Yediklerimiz ve
içtiklerimizden hamur, kadayıf, kebap,
bakla, şehriye, ceviz, zeytin, muhallebi, kahve, salep, nâne, şarap, şurup,
şerbet Arapça'dır. Ciğer, pilav, köfte, peynir, zerzavat, sebze, meyva, bâdem,
zerdali, şeftali, vişne, şeker ve
çay Farsça'dır.
Kasaba, sokak, cadde, meydan, taraf, cihet, hava, sofa, sel, aile,
hala, dünya, istikbâl, namus, şeref, şan, haysiyet, elbise, çorap, mendil, bez,
hediye, dükkân, ticâret, hayat, takvim, isim, mevsim, resim, ressam, şiir,
şâir, mektup ve zarf Arapça'dır.
Şehir, köy, çeşme, çadır, çöp, leğen, terazi, dürbün, pencere,
çerçeve, ateş, alev, rüzgâr, para, tıraş, pençe, kör, usta, çubuk, hasta,
hastahane, meydan, meyhane, sarhoş, çarşı, pazar, çarşaf, çare, çerçeve ve çardak Fars'çadır.
Asırlardan beri dilimize
girip Türkçe'leşmiş ve hatta halk dilinde bile temel tutup yerleşmiş olan bu
Arapça ve Farsça kelimelerden bazılarının Türkçe karşılıkları da vardır: siyah-kara, beyaz-ak, mavi-gök, kırmızı-kızıl, sene-yıl, asker-çeri, harp-savaş, şehir-kent, sulh-barış, endam-boy, vücut-gövde, simâ-yüz, çehre-yüz, kafa-baş, kalp-gönül-yürek, ateş,od, rüzgâr-yel, taraf-cihet-yön, çadır-otak, para-akça, isim-ad, meyva-yemiş, ruh-can-tin (eski
Türkçe'de), bülbül-zanduvaç (eski Türkçe'de).
Dikkat edin, Türkçe'nin
her türlü kavramı karşılayacak olgunluğa ve zenginliğe eriştiğini söyleyen
zavallıların bellibaşlı bir tercüme kitabı yoktur. Deyimler ve atasözlerinde
dünyanın en zengin dilleri arasında yer alabilecek dilimiz, soyut kavramlarda
fakir. Bunu görmemek başımızı kuma sokmaktır.
Bu acı gerçeği Peyami
Safa, 1958'de Milliyet gazetesindeki bir yazısında şöyle ifade ediyor:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder